TÜRKÇİMENTO: SKDM Türkiye için ticaret engeline dönüşebilir

TÜRKÇİMENTO, AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında uyguladığı varsayılan emisyon değerlerinin, Türkiye çimento ihracatında fiili bir ticaret engeline dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Avrupa Komisyonu’nun 17 Ekim 2025’te yayımladığı torba yasa değişiklikleri ve Aralık 2025’te yürürlüğe giren uygulama tüzükleri, üçüncü ülkelere yönelik varsayılan emisyon katsayılarını devreye aldı.

TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, Türkiye için özel bir değer tanımlanmadığını, bu nedenle “diğer ülkeler” başlığı altındaki en yüksek katsayıların uygulandığını belirterek şunları söyledi:

“Türkiye’de gri çimento klinkeri için fiili emisyonlar 0,88 tCO₂/ton seviyesinde gerçekleşiyor. Ancak AB mevzuatında Türkiye için kullanılan varsayılan değer 1,551 tCO₂/ton. Bu fark, gerçek emisyon performansını yansıtmayan ilave maliyetler doğuruyor ve SKDM’nin adil ve doğru uygulanmasına ilişkin tartışmaları beraberinde getiriyor.”

AB’ye İhracatın Sürdürülebilirliği Tehlikede

Bozay, güncel AB ETS fiyatlarıyla hesaplandığında karbon maliyetinin bir ton klinker için 20 Avrodan 80 Avroya çıktığını, bunun da ürünlerin ortalama birim fiyatını aşarak ihracatın ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini vurguladı. Bu maliyet farkı nihai ürün fiyatlarına yansıyacak ve AB’deki tüketicileri de doğrudan etkileyecek dedi.

Yenilenebilir Enerji ve Teknik Belirsizlikler

Bozay, sektörün yenilenebilir elektrik kullanımını artırmaya odaklandığını ancak düşük-orta ölçekli fabrikaların öz tüketimini tamamen karşılayacak büyüklükte güneş santrali yatırımlarının sahada teknik olarak mümkün olmadığını belirtti.

Bu nedenle farklı lokasyonlarda yapılan yatırımların SKDM kapsamında tanınması için net kurallara ihtiyaç olduğunu söyledi. Ayrıca gömülü emisyon metodolojisi, elektrik emisyon katsayıları ve bedelsiz tahsisat ayarlamaları gibi alanlarda mevzuatın belirsizlikler içerdiğini ifade etti.

Çözüm Önerileri Sunuldu

TÜRKÇİMENTO, SKDM’nin adil rekabet koşullarını koruyabilmesi için şu önerileri öne çıkardı:

  • Doğrulama altyapısı tam işler hale gelene kadar fiili emisyon verilerinin esas alınması,
  • “Diğer Ülkeler” başlığı altındaki genel varsayılan değerler yerine Türkiye’nin AB ile uyumlu İzleme, Raporlama ve Doğrulama (İRD) sistemi verilerine dayalı ulusal değerlerin kullanılması,
  • Akredite kuruluşların nihai listesi ve teknik düzenlemelerin hızla netleştirilmesi.

İlgili Haberler