Türkiye’deki yaklaşık 36 milyon bağımsız bölümün önemli bir kısmının risk altında bulunması, kentsel dönüşümde yeni alternatifleri zorunlu kılıyor. Yüksek maliyet ve zaman gerektiren tamamen yeniden yapım sürecine kıyasla, mühendislik açısından uygun binalarda gerçekleştirilen sismik güçlendirme çalışmaları hayati bir rol oynuyor. Bu alanda öncü çözümler sunan fischer Türkiye, Purdue Üniversitesi iş birliğiyle geliştirilen yeni nesil ankraj sistemleriyle binaların deprem direncini artırıyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre Türkiye’deki 6 milyon riskli konutun acilen dönüştürülmesi gerekiyor. Ancak tüm yapıların yıkılıp yeniden inşa edilmesinin yarattığı mali ve zamansal yük, mevcut yapıların güçlendirilmesi çalışmalarını stratejik bir öncelik haline getiriyor.

Kiriş-Kolon Birleşim Bölgelerine Özel Çözüm
Betonarme yapılarda deprem sırasında oluşan yatay yüklerden en çok etkilenen noktaların başında kiriş-kolon birleşim bölgeleri geliyor. Bu kritik bölgelerin taşıma kapasitesini yitirmesi tüm sistemi tehdit ederken, fischer Şirketler Grubu ABD’deki Purdue Üniversitesi ile bu soruna yönelik kapsamlı tam ölçekli deneyler gerçekleştirdi.
Gerçekleştirilen testlerde, fischer enjeksiyon harcı ve dişli çubuklarla uygulanan kimyasal ankrajlar ile diyagonal çelik payandalardan oluşan bir sistem test edildi. Kimyasal ankrajlar sayesinde mevcut taşıyıcı sisteme güvenle sabitlenen diyagonal payandalar, birleşim bölgesine binen yükleri komşu taşıyıcı elemanlara başarılı bir şekilde yeniden dağıttı.
Bilimsel Olarak Kanıtlandı
Purdue Üniversitesi’nden Prof. Akanshu Sharma, deneyler sonucunda güçlendirilmemiş sistemlerde ağır hasarlar görülürken, fischer sistemiyle güçlendirilen yapıların deprem yükleri altında çok daha yüksek performans sergilediğini ve önemli ölçüde iyileşme kaydedildiğini belirtti.
Eski yapıların depreme dirençli hale getirilmesinde pratik ve ekonomik yollar sunan bu bilimsel yaklaşım, sahadaki mühendislik uygulamalarına da yön veriyor.
fischer Türkiye, sismik güçlendirme projelerinde kritik rol oynayan sabitleme çözümleriyle binaların dayanıklılığını artırırken, doğru bağlantı sistemlerinin doğru tekniklerle uygulanmasının tasarlanan yapısal performansı doğrudan sahaya yansıttığının altını çiziyor.